ANASAYFA  |  ÖNERİ VE ŞİKAYET  |  İLETİŞİM

BİYOGRAFİ HABERLER MAKALELER GİYOTİN HAVUZU İLETİŞİM
TARSUS BİR ÂTEŞTİR /5 | HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi
  KADROMUZ
 
TARSUS BİR ÂTEŞTİR /5

UZAKLAŞIRSAN EĞER...

62 yılında da, bitişiğimizde inşaatını takip ettiğimiz,rahmetli avukat Mahmut Erdem’in evine geçip, 1982 yılına kadar oturduk.Halen eski ,kıdemli arkadaşlar , bu şirin eve çok uyum sağladığımızdan olsa gerek ,gerçekte mülkümüz sanırlar.

Bugün Tarsus’ta evler, yani adresler, bulundukları mahalleye göre tarif edilirler. Bulundukları mahallede de,sokak numaralarından ziyade, sağda solda tanınmış bir eski ev yahut da benzeri bir hatıralı yapının konumuna göre işaretlenip, tarif ,sağlama alınır ve soranın yanılmamasına çalışılır.

Prf. Sadettin ÖKTEN HOCA, “Yahya Kemal’in İstanbul’u ve devamı” adlı çalışmasında (( Ötüken yay.2012 basımı , sy : 51 )) bu tür şehirleri “ EFSÛNLU ŞEHİR” sıfat tamlamasıyla değerlendiriyor.

Böyle bir adres tarifi,yüzümüze bir sükûnet tebessümünün yayılmasını sağlar.Yani “harbi” bir TARSUSLU gibi söylersek, bizim şehir “afsunlu” dur hemşehrim…

Öbür türlülerine ise , “revnaklı” şehir diyor SAADETTİN HOCA,aynı kitapta.Yani hayata bakarken,yalnızca ve sadece “maddi” parametreleri/ölçüleri kullanan (sözde ) uygarlık kavrayışı.

Parlak ışıltılı,tüketilebilir madde çeşidi açısından zengin,her insan ve arzuya göre ,istenilen her türlü eylemin,talebin kolayca cevap bulabildiği ,şaşırtmayan nizam ve intizamı bıkkınlık verecek düzeyde cetvelle çizilmiş gibi görünen ŞEHİRLER.

Çok değil,1997 yılının yazında,AMSTERDAM şehrinin dillere destan “şehiriçi” otoyollarında direksiyon sallayıp, şehri yaşayarak öğrenmeye çalışırken,elbette AJAX takımının destansı bir yapı olan , UZAY çatılı ARENA stadına yöneldik.Şüphesiz ARENA STADI,büyük Hollandalı ressam RAMBRANT eseri gibi , çekici bir görsellik taşıyordu.Ancak,yol üzerinde bulunan  trafik levhalarındaki gelişigüzel ve hemen hemen aynı ölçekteki delikler dikkatimizi çekti.

Levhaların bazıları,resmen kalbura dönmüş halde, dikdörtgen kevgirler gibi,bizlere bakıyordu sanki.Rehberimiz Hollandalı kardeşimize,tebessüm ederek ve “bizimkilerin” yapmış  olabileceğini imâ eder halde baktığımızda,son derece farklı bir gerçekle karşılaştık.Bir kere bu deliklerin tamamı ,tabanca mermileri idi ve sanılanın aksine büyük bir bölümünü “gerçek” Hollandalılar yapıyordu.Merakımızın zirveye doğru hareket ettiğine emin olan rehberimiz, “Vallahi belki sizinkiler de sıkıyordur ama gece yarıları,biraları içip içip can sıkıntısından ,birer,ikişer şarjür boşaltıp eve dönüyoruz”  demez mi!

“Peki neden canınız sıkılıyor arkadaş” diye üsteleyince,bizimki,” Komün yani devlet –aslında belediye-, her şeye karışıyor,bizi sürekli  talimatları altında bunaltıyor,biz de böyle rahatlıyoruz” diye içini döküverdi.Hafif bir rampayı ,ağır ağır çıkıyorduk ki, açılır kapanır muhteşem uzay çatısıyla , aniden gözlerimin tüm sınırlarını çevreleyen AJAX ARENA,az kaldı , bu cümlelerin şaşkınlığından başıma çökecek sandım. 

İşte , her şeyi inceden inceye düşünülmüş bir revnaklı şehir de olsa, bu anlayışa karşı , özünü böyle bir sıra dışılıkla arayan insanın isyanıydı,kimbilir.

Belki muamma bir çabaydı, rehberimizin tariflendirdiği kurşun delikleri.

Revnaklı şehirler, ölümün düşünülmediği , belkide düşünülmemesinin düşünülerek tanzim edildiği ortamlar olmalıdır.

Oysa “efsunlu” şehirler , hayatın , farkında olmadan ölümle birlikte düşünüldüğü ,diyalektik yapılanmış uygarlık gayretleridir.Her şeyin büyük bir hızla bozularak,yalnızca para-tüketim cetvel düzleminde hizalandırıldığı  , aldatıcı parlaklığın egemenleştirildiği zamanları yaşıyoruz.Zamanın yüreğini aheste bir usûlle işleten mazî,bugün bir zamanlar VAROLUŞU tartışılabilen ,şüpheli bir “zanlı” gibi itilip, kakılmaktadır.

“Bizim zamanımızda” diye başlangıç cümlelerine cür’et edenler, çoğunlukla karşılarında ,bıyık altından gülerek “karşı-nostaljik” müstehzî tenbihleri savuranların  , tehdidine  maruz kalmaktadırlar.

“ Bırak Allasen , değişime ayak uydur ,değişşş “ fısıltılarını duyuyorum etrafımda!

“Bir şehrin yerlisi” olmak , gönüllerinden akan ırmakların , şırıldayan sularını , hemcinslerinin “seslerine” akıtamayan kimi bizlerin,içine düştüğü bir “ melâl” enfaktüsüdür… 

( Melâl: kolay ifade edilemeyen,uçuk ,ince iç sızısı…)

Bu durum bana, yıllardır ufku bulanık görünen ama kendisinin varolduğunu hissettiren bir içsızısı veriyor.

Nihayet “Bir şehrin yerlisi olmak”, artık anlaşılması cidden zorlaşıp,kavileşen , adeta çook uzak bir gökadadan , gezegenimize düşekalmış bir fosil kalıntısına eşitlenebilmektedir.

 

Not : Kapakta gördüğünüz resim, 1968-69 selinden sonra , üzeri doldurulan KALBURCU deresi ve o zamanlar adı MİTHATPAŞA mahallesi olan bölgeye giren sokaktır. Az ilerde şimdi MALİYE binası durmaktadır.



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

    Bu Habere Henüz Yorum Yapılmamış..!



 
 HABERLER
 
YORUM
YORUM

Tarih : 5.05.2020 0
Devamı...
 
 
GÜNÜN
GEREĞİ ÜZERİNE

Tarih : 13.04.2020
Devamı...
 
 
 
 MAKALELER
 
BOŞLUK
VE ANLAM

Tarih : 4.10.2019 1
Devamı...
 
 
KÜÇÜK İSKENDER
BÜYÜK ŞİİR

Tarih : 8.07.2019 1
Devamı...
 
 
 
 www.huseyinsungur.com
 

 GİYOTİN HAVUZU
 

CEHALET VE
RENKLERİ

Tarih : 6.12.2019 1|
Devamı...

 

KONYA ÜZERİNDEN
NEREYE!

Tarih : 22.10.2019 |
Devamı...

 

ÖLÜ BİR RUH
ÖZGÜR DÜŞÜNCE

Tarih : 8.10.2019 1|
Devamı...

 

ÖLÜ BİR RUH
OTOPSİ DENEMESİ

Tarih : 7.10.2019 2|
Devamı...

 


 
 

 
 
ANASAYFA BİYOGRAFİ SIK KULLANILANLARA EKLE GİZLİLİK İLKELERİ İLETİŞİM


Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz..!

HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi | huseyinsungur.com © Copyright 2015-2020 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kullanılamaz.

URA MEDYA