ANASAYFA  |  ÖNERİ VE ŞİKAYET  |  İLETİŞİM

BİYOGRAFİ HABERLER MAKALELER GİYOTİN HAVUZU İLETİŞİM
ALLAH BABA VE | HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi
  KADROMUZ
 
ALLAH BABA VE

MUHTEMEL CEO’SU !

Recep Tayyip Erdoğan’ın, insiyâklarıyla ( içgüdüleriyle ) hareket ederek ortaya koyduğu bir mantık var; ki artık bunu, sistematize ( kurallaştırarak ) ederek ifâdelendirmemiz ve aşmamız gerekiyor…

Aslında kadîm( eski, antik zaman ) “tanrı-kral”larca icat edilip, peygamberler tarafından kurgulanmış ve de feodaller tarafından kullanılmış olan -“Allahbaba” kişiliğinden mülhem( kaynaklanan )  bu mantık, aynı zamanda tüm kapitalistlerin de mantığıdır.

 Onun içindir ki kapitalistler hep, dînî liderliği de uhdesinde( kişisel bünyesinde ) bulunduran diktatörlerin mahkûmu olmuşlardır…

Sözkonusu mantığın esası, özetle şöyledir:

İnsanları doyuran, giydiren ve barındıran öyle bir kişilik vardır (ve olmalıdır) ki, hiç yanlış yapmaz; ve dolayısıyla da , bütün insanlar ona daima “medyûn-u şükran”dırlar.

(( Yani tepeden tırnağa müteşekkir ve saygılı… ))

 

 Gerçekten de, dindar (birey olmayan- kişiliği en alt sevyede , gelişmemiş ) insanların zihnine kazınmış böyle bir “Allahbaba” mitosu( EFSANESİ, var kabul edilen güçlü bir mucizevi varlık ))  ve/veya bir “hâmi( destekleyici, koruyucu) kişi” portresi vardır; ki “patronaj” müessesesi de bunu vâcip / GEREKLİ /  kılmaktadır. Dolayısile de, “din” ideolojisiyle beyni yıkanmış herkes, hatta uzman bilimciler dahî, patronunun menfaatine halel getirmeyecek şekilde düşünülüp konuşulması gerektiğini bilmekte; ve de zımnî / ister istemez / bir anlaşmayla öyle davranmaktadır. Bunun içindir ki, şâyet dindarın (mitperest’in-efsane sever – mucize sever ) ) biri –bir şekilde- bütün patronları hizaya (disipline veya itaate) sokabildiği taktirde, tüm insanların düşüncelerini de disipline edebilmektedir.

 Daha açıkçası, insanlar arasında, onların tek tek özgürce düşünüyormuş gibi bir hisle fikir(!) üretebilecekleri (veya yumurtlayabilecekleri) bir ortak mantık tesis edebilmektedir.

Çünki o insanların fikriyâtı( DÜŞÜNSEL ALTYAPISI) , son tahlilde, yanılmaz bir “Allah” miti ( EFSANESİ) kabûlüne (dogmasına) dayanmaktadır; dolayısile hepsi de O Allah’a göre –parasal varlıkları ölçüsünde- sıralanmaya veya hizâlanmaya çalışmaktadırlar. 

 

İşte Erdoğan, o Allah mitine tapındığını gösterip çoğunluğun oy’unu almak sûretiyle “seçkin kul”luğunu ispatlamış biri olarak, Devlet’in tepesine oturabilmiştir. 

Ondan sonra da, kurulu Devlet mekanizmasını kullanarak, tüm kapitalistleri hizaya getirmiştir. Bu durumda, hem Kapitalizm’i kabullenip, hem de Allah mitine( EFSANESİNE)  inananların, Erdoğan’ı eleştirmesi kadar mantıksız bir tavır olamaz; ki Recep Tayyip de gâyet haklı olarak bu mantıksızlığa “cin-ifrit” olmaktadır. Zira böyle bir eleştirel tavır, o mantık muvâcehesinde ( DAİRESİNDE/ İÇİNDE ) anlamsızdır; dolayısile de sâdece, kendisini, global( KÜRESEL) ve/veya emperyal güçlere (dış güçlere veya “üst-akıl”a) şikâyet etmek anlamına gelmektedir…

 Bu yüzden, parazit entellerimiz, Erdoğan’ı Batı’ya veya ABD’ye şikâyet ettikçe, O da kontrollu bir müzmin (kronik- BELLİ ARALARLA TEKRAR ETTİRİLEN ) ) iç savaş ( VE OYUNCAĞINI  ) çıkarıp, halkı –bezdirmek sûretiyle- râzı ederek, ABD emellerini tahakkuk ettirme yoluna girmeye DEVAM ETMEKTEDİR; pozisyonunu ve –ülkedeki- mitperestlik/ efsane severlik (*) mantığını koruyabilmek için…

 Onun bütün derdi,- Ülke borca da batsa, parça parça bölünse de- kendisinin, Allah’ın seçkin kulu olarak yanlış yapmamış olması veya öyle algılanmasıdır. Bu hususta, realiteyle sözleri arasındaki çelişkiler yüzüne vurulsa dahî, göz göre göre –ve bütün samimiyetiyle (TEMELSİZLİKLERE İNANARAK )- gerçeği göstere göstere ters yüz etmek , hatta “karayı ak göstermek” üzere, hâkimiyetine aldığı “devlet istihbârat örgütleri” vâsıtasıyla provokasyonlar ( kışkırtıcı düzen bozukluğu çıkarmak ) düzenlemek, onun için gâyet normal tedbirlerdendir.

Zira kendini, sâdece Allah’ın doğruluğunu (yanlış yapmayacağını) ispatlamaya çalışmakla mükellef ( sorumlu )  bir elçi (veya halife) gibi görmekte, ve de –her şeye kâdir ( gücü yeten ) - Allah doğrulandı mı, bütün zararlar telâfî edilebilir diye düşünmektedir. Bu düşünce, Erdoğan’ın kafasına bir ilham veya vahiy olarak gelmemiştir.

 Gerçekten bu  düşünceler, bu tarz yaşam anlayışı , “”” Cumhuriyet’in kuruluşundan beri, köy odalarında, cemaat sohbetlerinde, İmam-Hatip okullarında köpürtülüyordu zâten”””…  ((Bunların minik bir kısmını , çocukluğumda , Toros yaylalarında , bizzat yaşamışlığım vardır. Hüseyin SUNGUR ))

Ama bunu bildikleri halde, Atatürkçülükle yollarını bulan(!) kimi  Cumhuriyet aydınları –büyük bir ihânet örneği göstererek- bu gerici (dogmatik) fikriyâtla ( düşünce tarzıyla )  mücadele etmemişlerdir; İnönü’nün de bu işte , katkısı olabileceğini düşünmekteyiz.

Şâyet mitperestlikle ( efsane severlik )  veya “tapınç kültü”(**) dindarlığıyla bilimsel olarak mücadele edilseydi, kimse son –ve yoz- Osmanlı’ya özenip, mahallî dinsel cemaatlerin öğretilerini genelleyerek tüm ülkeye teşmil ( YAYMAYA, ETKİN KILMAYA )) etmeye kalkmaz, ve de böyle bir mantıksızlığı zorla tatbik etmek üzere diktatörlüğe heveslenmez, heveslenemezdi…

 Yani netice itibariyle bizim entellerin, halkların mitperest (dindar) bırakılmak sûretiyle kapitalistler tarafından sömürülmelerine hiç itirazları olmamıştır; zira o sömürüden kendilerinin de nemâlandıklarını  ( FAYDALANDIKLARINI ) bilmekte, veya en azından hissetmektedirler.

Yani son tahlilde Atatürkçü geçinen güruh da, gerçek bir “elit”( SEÇKİN )  olmayıp, dejenere ve asalak bir zümre OLMA  eğilimindedir.... Onun için, mitperest (ve mitoman) mantığını insanlığın zihninden silmek (kazımak) üzere, her şeyden önce, bütün dînî ve felsefî dogmaları yıkacak  ve uzman bilimcilerin “at gözlüğü”nü çıkartacak şekilde, bilimde çığır açmak ve de meseleyi tüm Dünya’ya  aklı selim yoluyla ANLATMAMIZ bir çeşit insanlık borcudur.

 Yoksa, pozitivist ( varolan ezberci eğitim )  ve dinsel (mitperest) eğitim şekli ve müfredâtı ( içeriği ) , aklî (sıralama) ve bedenî (sayma=ritm) melekeleri sağlıklı çocukları bile serseme çevirmeyi ve de toplumları  dağıtmayı , soysuzlaştırmayı sürdürebilecektir.

EK :

BU yazımızın öz çatısı , bana ait değildir. Kimliğini şimdilik kaydıyla , başına görünmez bir kötülük gelebilir endişesiyle gizlediğim , kendisine gerçekten çok şey borçlu olduğum , matematik harikası , zamanın İstanbul Üni., Fen fakültesi, matematik bölümü , doktora sevyesi hakem heyeti kurbanı Ali EG. Hocamındır. ELLERİNDEN öperek.

 

Bazı ek bilgileri buraya almak istiyorum izninizle:

MİT PEREST : Mit sözcüğü , Türkçemiz’DE  efsane ile karşılanmaktadır. MİTOLOJİK diye kullanmakta devam edegeldiğimiz bu sözcük, DİN anlayışı dairesinde kullanıldığında, yazımızda da sık sık geçtiği şekliyle , şu tavır ve davranışa işaret etmek noktasındadır…

 

Biliyorsunuz, gerek DİN içi,gerek din dışı edebiyatımızda , yığınla , ABARTILA KÖPÜRTÜLE gelmiş , hikâye  zenginliği göze batar.

BAŞINI VERMEYEN YİĞİT

BATTAL GAZİ DESTANI

HZ ALİ’nin CENKLERİ.

 

Koca NAZIM HİKMET bile , edebiyatın şiirselliğinden yararlanarak, 169 cm anca gelen MUSTAFA KEMAL PAŞA’yı, KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI ‘nda , upuzun bacaklarıyla diyerek , “MİTLEŞTİRMİŞTİR”…

Bu itibarla , MİTLEŞEN bir toplum ya da  toplumun önemli bir kısmı, bu uygulamanın , KÖY ODALARINDA, CEMAAT TOPLANTILARINDA, İMAM HATİP OKULLARINDA yapılan,önlenemez sohbetleri aracılığıyla,  giderek , HAYATIN ZORLU GERÇEK adımlarından, bu aşamaların gerçekliğinden uzaklaşarak, MİTİN( efsanenin )  iç anlamını / ABARTISINI / SAHTELİĞİNİ unutup , GERÇEK hayatın, ta kendisin yerine koyar.

GERÇEKMİŞ gibi kavramaya, anlamaya ve nihayet , sımsıkı inanmaya başlar.

Zaten o noktan itibaren de , günlük konuşma diline , MİŞLİ geçmiş zaman KİPİ egemen olup, sürekli DESTANSI hikayelerle , hayat , hükmünü sürdürür.

BU , derin bir istemle DİNİN, aklın yerini alması halidir.

GERİYE yalnızca , biyolojik olarak , uyuyan-yemek yiyen ve dışkılayan bir BİYOLOJİK iki ayaklı kalabalığı kalır…

NE YAZIK…



Yorum Ekle comment Yorumlar (1)

  • Gönderen : Oktar Rezon - Tarih : 4/6/2016 - 00:46:43
    Ali Hocam büyük değer.




 
 HABERLER
 
SONSUZ BEY
SABAHA KARŞI

Tarih : 27.03.2020
Devamı...
 
 
KAÇGÛN
VE BUGÜN

Tarih : 25.03.2020
Devamı...
 
 
 
 MAKALELER
 
BOŞLUK
VE ANLAM

Tarih : 4.10.2019 1
Devamı...
 
 
KÜÇÜK İSKENDER
BÜYÜK ŞİİR

Tarih : 8.07.2019 1
Devamı...
 
 
 
 www.huseyinsungur.com
 

 GİYOTİN HAVUZU
 

CEHALET VE
RENKLERİ

Tarih : 6.12.2019 1|
Devamı...

 

KONYA ÜZERİNDEN
NEREYE!

Tarih : 22.10.2019 |
Devamı...

 

ÖLÜ BİR RUH
ÖZGÜR DÜŞÜNCE

Tarih : 8.10.2019 1|
Devamı...

 

ÖLÜ BİR RUH
OTOPSİ DENEMESİ

Tarih : 7.10.2019 2|
Devamı...

 


 
 

 
 
ANASAYFA BİYOGRAFİ SIK KULLANILANLARA EKLE GİZLİLİK İLKELERİ İLETİŞİM


Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz..!

HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi | huseyinsungur.com © Copyright 2015-2018 Tüm hakları saklıdır..! zinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kullanılamaz..!

URA MEDYA