 |
Kendi ağzından...
1954 Kasım ayında , Tarsus'ta doğdum.
İng. dili edebiyatı tahsil etmiş bir anneyle , hukuk okumuş, fakat
mesleğini yapmamış bir babanın oğluyum.
Herkes gibi ben de, mahalle mektebime gittim.
Sonra , kolej sınavları diye anılan bir yarışmanın içinde buldum
kendimi. İlkokul beşin ikinci yarıyılında, "Rahmetli (Kör) Celâl
Hoca'nın"" ( ganî rahmet eyleye ) , HALKEVİ bünyesindeki çocuk
kütüphanesinde verilen , Cumartesi hazırlık kurslarına yazdırdıydı
anam.
Orayı zaten kaç senedir biliyordum!
Psikopat bir katile, ömrünü
istemeden veren , müzik sevgimi ortaya çıkaran, ERDOĞAN KÜKREKOL
Hocam'ın mandolin kurslarına gidiyordum.
Sonra yaz geldi. |
TARSUS
Amerikan kolejinin, ardından ANKARA TED kolejinin ve nihayet
İst. Galatasaray lisesinin sınavlarına, sürek avı gibi girdim.
Galatasaray'ın sınavının arefesi gecesi, kaldığımız otele , rahmetli
pederin "telgrafı" geldi :
"Beklediğimiz gibi ,koleji kazandın, gözlerinden öperim".
Tuhaftır, memleketimizde hep gözlerinden öperiz diye yazarız da ,
nedense öpmeyiz.
Koleje başladık.
Bir süre sonra, pederi kaybettik, Kabataş ( İstanbul ) Lisesi'ne
naklettik okulu.Okulda , Kabataş, şiire çok önem verilirdi.İlk sene, geleneksel şiir yarışmasında üçüncü olduk.Baba "şairler " dışardan
gelip, seçicilik yaparlar. Zaten okul da, şair pınarı gibidir.
Üniversiteye başladığımızda , şiir azdı da azdı.
12 Eylûl'den önce, CUMHURİYET gazetesine alternatif olarak kurulan,
meşhur DEMOKRAT gazetesinde yazmaya başladık, çömez olarak.
CAN YÜCEL, ADNAN BAŞER KAFAOĞLU, EMİL GALİP SANDALCI, ABDÜLKADİR
BULUT gibilerin arasında, kendimize yer bulmaktansa, onları
dinlemeyi, takip etmeyi, ter dökmeyi uygun bulduk.
Yani kadîm usûlde, usta / çırak ilişkisi...
AMA ustam HİLMİ YAVUZ ile paylaştığım ömrümü, daha sonra
anlatmalıyım...
Şimdilik bu kadar...

|