ANASAYFA  |  ÖNERİ VE ŞİKAYET  |  İLETİŞİM

BİYOGRAFİ HABERLER MAKALELER GİYOTİN HAVUZU E-KİTAP
SİS | HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi
  KADROMUZ
 
SİS

3. KISIM

SİS

3

Dünyanın büyük yalnızlığı,Mahmut Şami’nin, emr-i ilâhi uyarınca, yaşamdan el etek çektiği zamanlar da bile, bile varlığını sürdürüyordu. Uzun, epey uzun zaman  epey sonraydı.

ÖNSÖZ…

 

DAĞLAR TAŞLAR BİLE DEĞİŞİYOR, ÖLÜMLER,ÖLDÜRMELER, BİTMEYEN BİR ŞEHVETLE DEVAM EDİYOR, DEĞİŞMEYEN, BELKİDE DEĞİŞMEYE MECALİ BİLE OLMAYAN BİR ŞEY VARDI, İNSANIN HESAP EDEMEDİĞİ YAŞAMININ SESSİZ, SAKİN, UMULMADIK BİR  KENAR KÖŞESİNDE.

BAZI İNSANLAR, NEDEN VAROLUNDUĞUNU, DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE MERAK EDEBİLİYORLARDI.

SON DERECE AZ DA OLSALAR, BÖYLE BİR VARLIK SORUNUNU DERT EDİNENLERİ YOK SAYMAMAK GEREKİR’Dİ.

İNSAN BİLİNCİ, ÇOK ZOR ANLAŞILABİLEN, ÇALIŞMA HALİ, BETER BİR İÇSELLİK, KİMİLEYİN KORKUTUCU SANRI, HATTA DÜŞ ÖTESİ DURUMLARI DAHİ SÖZ KONUSU OLABİLEN, SIRA DIŞI ALEM!

ANLAMALIYIZ Kİ, BİZ, İNSAN SOYU OLARAK, GÖKLERDEN, ÜÇ ELMA GİBİ DÜŞMEDİK.

ÖZ VARLIĞIMIZIN FARKINDA OLMADAN, YILLAR YILLAR BOYU, YAŞADIK DURDUK. KARNIMIZI DOYURDUK, ATEŞLE TANIŞTIK, O’NA YAKIN DURUNCA, KAZARA ÜSTÜNE DÜŞEN BİR ET PARÇASININ LEZZETİ, ÇOK HOŞUMUZA GİTTİ. SONRA SONRA, ET’İ, ÖYLE YEMEĞİ TERCİH ETTİK.

AMA DİYORUM YA, BİR ŞEYİN ELİNİ, ISRARLA BIRAKMADIK; ÖLDÜRME,YOK ETME…

İŞTE O BAZI İNSANLAR, BU ISRARLA BIRAKILMAYAN ŞEYE, SÜREKLİ İTİRAZ EDEREK, YERİNE SABIRLA GÜZELLİĞİ, YAŞAMA VE YAŞATMAYI KOYMAYA DAVRANDILAR.

BUGÜN, YAŞIYOR OLMAMIZIN MUKADDERATI, BİRAZ DA BU İNSANLARIN BÜTÜNÜ GÖZETEN DAVRANIŞLARI SAYESİNDE OLMALIDIR.

İŞTE HİKAYEMİZİN BU KISMINDA, DÜNYAYI GÖZETMEK İSTEYEN, BUNDAN DA MİLİM SAPMAYAN BİR RUHUN, MUHTEMELEN SIRA DIŞI GELEBİLECEK  ÖYKÜSÜNÜ OKUYACAKSINIZ. BÜTÜN BUNLARA KARŞILIK, ISRARLA ARAMAKTAN, SORGU SUÂL ETMEKTEN BIKMAYAN, YAKINLARINA DÜŞTÜĞÜM BİR RUHUN, BANA, İVAZSIZ BİR BİÇİMDE ANLATTIKLARINI YAZIYOR OLACAĞIM, DEVAM EDEN SATIRLARDA. BANA ANLATMAYA BAŞLADIĞI ÖYKÜSÜNÜN BİR YERİNDE, ÇOK SIKILMIŞTI. İYİSİ Mİ ADAM DEDİ, BEN SANA, SABIRLA KALEME ALDIĞIM GÜNLÜKLERİMDEN BİR DESTE VEREYİM DE, SEN ONLARA BAKARAK, AKLINCA UYGUN OLANI YAP. İŞTE DEVAM EDECEK SATIRLARDA, BANA VERİLENLERİ OKUYACAKSINIZ…

YALAN YOK, ELİME TUTUŞTURDUĞU SARI, SAMAN RENKLİ, KALINCA DEFTERİ İLK GÖRDÜĞÜMDE, TUHAF, SİHİRLİ BİR NESNEYE DOKUNACAĞIM HİSSİNE KAPILDIĞIMI SÖYLEMELİYİM. ÇOK ESKİDEN OKUDUĞUM BİR OKUMA PARRÇASI VARI, NİYEYSE, BİRDEN O GELDİ AKLIMA: ÖNCE, ESAS YAZILDIĞI DİLDEKİ BAŞLIĞINI BİLDİREYİM… “” RUERE IN SERVITIUM”… YANİ, “” GÖNÜLLÜ OLARAK, KÖLELİĞE KOŞMAK””…

KİM YAZMIŞ PEKİ BU DEĞERLİ ESERİ! ROMALI DÜŞÜNÜR, TACITUS.

KENDİSİNİ DÖVEN KIRBACA, TEKRAR TEKRAR DÖNEREK, ÖVGÜLER DÜZEN İNSANLIĞA KARŞI DURMAK, PEK DE KOLAY BİR İŞ DEĞİLDİR. ÇÜNKÜ, MİLYONLARIN O KIRBACA DOĞRU, ÖVGÜLER İÇİNDE YAPTIĞI KOŞU ESNASINDA, AYAKLAR ALTINDA PARÇALANMAK, İŞTEN BİLE DEĞİLDİR.

BAKALIM, DÜNYAYA BAKMAKTAN MİLİM SAPMAYAN O DEĞERLİ RUH, BİZE NELER ANLATIYOR!

 

 

 Sabah güneşi , doğu yönünde, uzun bir yay gibi tepeye yerleşmiş , iri kayalıklar üzerinden ,  ağır ağır  yükseliyor , hemen altında , aynı mesafede olduğu tahmin edilen ,  sanki bitki örtüsü giyiti gibi, kayalıklara eklenmiş , bir masal devinin beline sarılmış kuşak gibi duran ,   topacık ağaç sırası , yavaş yavaş yeşilini parlatıyordu .

 Odanın tül perdesi , hafif de olsa , yaylanın esintisi ile bohça gibi toplanıp , aniden kendini bırakıyor , uzun tüller , düzenli düzensiz , pijamasız bacaklarını yalayıp , arada da sertçe , çarpıyorlardı .

Tüllerin temasından , kendine homurdanıp , yatağın içinde doğruldu , saatine baktı , sol bileğinde saatini göremedi.

“ Ulan kaç defa , yatmadan önce , saatini kontrol et , kolunda kalsın diyorum , bir defa da unutma be adam “diye , içinden dışına doğru,  kendine çıkıştı .

Kızının isteği üzerine , normalde tek kişilik olması gereken yatak , bir buçuk kişiliğe göre , imal edilmişti. Önceleri , az biraz tuhaf gelse de , bir süre yalnız yaşayacağı bu yayla evinde , zamanla alışmıştı , bir buçuk kişilik döşeğe.

Güneşe , tül perdeye , saatsiz sol bileğine bakıp , sokurdandı .

Gevşek gevşek , bacaklarını , döşekten zemine uzattı .Şehir evindeki gibi , karşısında aynalı dolap var sandı . Dolap , var olmaya vardı da, aynası yoktu . Hoşuna gitti sabah mahmurluğu , sol kulağını biraz kıvırdı , azıcık canı yandı , gözlerini daha da açtı .

“Hadi lan , yürü git tuvalete , kendine gel deyyus “ dedi.

Güneşin dürtüklemesi , galiba işe yaramış olmalı ki , fırladı , küçük banyoda temizliğini yaptı , aç karnına kalp ilacının , sabahki tabletini içti , dişlerini sıkı sıkı fırçaladı . Öyle fırçaladı ki , fırça , çenesinden , yukarı aşağı inerken , sanki arkasında , dişlerine pek hassas olan kızının tembihlerini duyar gibi oldu , aynaya baktı , kızının , “babaaa “ der gibi oluşunu hayalledi güldü , macun köpüğü  , dudaklarından taşacaktı , lavaboya , azıcık tükürdü . 

 

 

 

Elektirikli demliğin fişini soktu , tokasını kaldırdı , kırmızı ışık görününce , cihaz ağırdan , fokurdamaya başladı . Tek bir domatesle hıyarı , kabuklarını soyarak , siyah renkli yemek takımından , uygun bir kase seçip , doğradı . Büyük kavanozdaki zeytinden , avucuyla zeytin çıkarıp , çeşme suyuna tuttu . Avuc içinde , suyunu süzdü  , yavaşça domatesli hıyarlı kaseye  ekledi. Elini mutfak beziyle kuruladı , biraz zeytin yağı akıttı , tahta tatlı kaşığı ile karıştırdı . Aklına geldi , kekik arandı , bulamadı .

“ Yahu hanım “ dedi kısık sesle ,sanki eşinin  duyacağını düşündü bir an . “Altı üstü , kekikli bir zeytin salatası yiyecektik kahvaltımızda . Yoksa , baharatları , kuru nane kekik sülalesini ,  şehirden getirmedik mi ! Belkide ” deyip , raflara ,üstün körü baktı .

Bazı keskin kokulara hassas olan burnu , kekiği içine çekince , gözleri parladı , sol el parmaklarını , rafın içinde ,  tırıs koşturarak  , kekiğe uzandı .

Gözleri ışıldadı , kekik paketinin jelatinini , fazlaca buruşturmadan açtı , üç parmağı ile irice bir tutam alıp , domatesli zeytinin üzerine , genişçe bir daire çizerek serpti .

Kahvaltıda  , fazla çeşit  sevmezdi . Hep sade ve basit olsun isterdi ; bir çeşit peynir , az biraz vişne reçeli , epeydir yemediği için iki yumurta ve domatesli , kekikli yeşil zeytin .

Ovayı , haniyse kasıp kavuran , delicesine öteye beriye sıvanan yüksek nem , insana  , su içmeyi bile unutturuyordu . Değil mi ki , sabahları doğru dürüst bir kahvaltı edilebilsin .

Bu sabah , kahvaltı erken saatte olacaktı .

Güneş , ağır ağır yükseliyor , terasın tellerinden bakılınca , çok geniş , yeşilliklerden meydana gelen , avcunu iyice açmış  , geçmiş zaman hikayesinden kopup gelmiş çanağı , eni konu ısıtıp , dallarda , otlarda birikmiş nemi , galiba kimselere sezdirmeden buharlaştırdığı görülebiliyordu .

Bir an masal gibi ,  o anda yaşadığı gerçek zaman görüntüsünü , gözlerine ve zihninin akıl almaz kıvrımlarına , belkide ilham veren düşünmeyi , düşünerek daha da yükselip , uçan canlı bir varlığa dönüşüp  , unutulmuş evvel zaman efsanesi gibi , göklerden , bu yemyeşil çanağa bakmak geçti içinden .

Kahvaltı tepsisiyle , terasın pencerelerinin önüne yaslanmış , dikdörtgen masaya oturdu .

Hemen önündeki pelit ağacına gelen  kara kafa  , rasgele bir dala kondu .Biraz dalları gagaladı . Daha büyük bir ağaca , kanatlandı gitti .

Karşıki tepecikte , baba baba salınan , kocaman adam gibi etrafa hışırtılarını salan lâdine nazire olsun diyerek , köydeki bağlardan birine su getiren küçük tankerin zorlanan motorunun zırıltısı , bütün bu sükûneti  , birkaç dakikalığına da olsa , rahatsız etti .

Çay fincanından , bir yudum daha aldı . Çalışmaya başlarken , mutlaka bir kahve daha içmeliyim dedi .

Kahvaltı tepsisinde , iki yumurtanın artığı  , bir parmak kadar yenmemiş  peynir , beş on tane yeşil zeytin çekirdeği ve vişne reçeli kabı duruyordu .

Öylesine , bir müddet tepsiye , bakındı durdu . Aklı başka yerde , elleri tepside , mutfağa yürüdü , tezgâhın bir kenarına tepsiyi koydu .

Ağzını yıkadı , elektirikli çaydanlığı yeniden çalıştırdı .Kahve kavanozu ile temiz bir  fincan hazırladı .Bir kaç yıl önce , arşivine aldığı, o derinlik imleyen, kalın sarı defterin  ,muhafaza ettiğini düşündüğü ,kendisine,  o güne kadar adını hiç duymadığı bir İbranî mutasavvıfın , son derece sessiz ve sakîn yaşamı ile ilgili olduğunu söyleyen, o değerli ruhun, görünmez zihin lâbirentlerinin altını üstüne getirdiği muhakkak olan,yaşam  öyküsü üzerine, büyülenmiş gibi kurguladığı metne , bir an önce, yeniden bakmak istedi .

Bir türlü kurtulamadığı adeti olan , yazmaya başlamadan önce , mutlaka yazı masasını , has kokulu bir kolonya ile silme sıkıntısını yerine getirdi .

Dosyayı eline aldı , hiç bilinmedik bir dünyayı keşfe çıkan bir kaşif gibi , yazdığı sayfaları burnuna götürdü , kokladı .

Şöyle başlamıştı yazmaya …

 

 

 

 



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

    Bu Habere Henüz Yorum Yapılmamış..!



 
 HABERLER
 
SİS
3. KISIM

Tarih : 27.05.2026
Devamı...
 
 
YORGUN SAYFALAR
MASASI

Tarih : 27.05.2026
Devamı...
 
 
 
 MAKALELER
 
YENİ DÖNEM
ŞİİRİMİZ

Tarih : 1.11.2025
Devamı...
 
 
" SUYU ARAYAN ADAM" LAR 2
ÇOK ESKİ BİR GEÇMİŞE DAİR

Tarih : 21.09.2025
Devamı...
 
 
 
 GİYOTİN HAVUZU
 

DÜŞÜNÜYORUM DA
BAKIN NE DİYORUM

Tarih : 22.05.2026 |
Devamı...

 

TUTUNAMAMAK
AMA NASIL

Tarih : 29.04.2026 |
Devamı...

 

TÜRK SOLU VE
YARINLARA DAİR DÜŞÜNCELER

Tarih : 28.04.2026 |
Devamı...

 

AYMAZLIK
VE BİLMEK 1

Tarih : 6.04.2026 |
Devamı...

 


 
 

 
 
ANASAYFA BİYOGRAFİ SIK KULLANILANLARA EKLE GİZLİLİK İLKELERİ İLETİŞİM


Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.

HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi | huseyinsungur.com © Copyright 2015-2026 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kullanılamaz.

URA MEDYA