ANASAYFA  |  ÖNERİ VE ŞİKAYET  |  İLETİŞİM

BİYOGRAFİ HABERLER MAKALELER GİYOTİN HAVUZU E-KİTAP
TAVANARASI | HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi
  KADROMUZ
 
TAVANARASI

ANATILARI 3

Tavanarası anlatıları

3

(( nenem BESİME HANIM’ın, bana bıkmadan anlattıkları…

O insanların yazılamamış anıları için…))

 

Sözbaşı…

“Tavanarası anlatıları” nehir anlatımız, gerçekten de, sessiz sakin bir  göz kamaştırıcı ilgiyle karşılandı.

Bunu bekliyor muyduk.

Bilemem, hiç düşünmemiştim. Her yazar, istese de, istemese de, yapıtının beğenilmesini,en azından bilinçaltı bir itkiyle arzu eder. Bu, son derece doğal,insansal bir haldir.

Ben de, bu cümleye göre, istemiş olabilirim.

Zaman ve yazmak üzerine çok düşünmüşümdür. Özellikle son yıllarda, bu istek, içerimde, daha da bir derinleşir oldu. Neden ve niçinini, hiçbir şekilde içime sormadan, ruhumun tenhalarına kaçıp, karşı karşıya gelerek, neyi, nasıl istediğinin fısıltılarına kulak vererek, aldım elime kalemi.

Dahası, aşağıdadır…

 

 

Zaman nedir, anlaşılabilen midir, algılanan mıdır! Ya da!

 Anlaşılabilir olduğunun, kesin kanıtları var mıdır  elimizde. Yani fırından aldığımız, bir somun ekmek gibi, görüp, hissedip, koklayabildiğimiz midir acaba!Ya da algılanan ise, bu “ algılanma” edimi, nasıl olabilmektedir !

Gerçekten de zaman diye önümüze aldığımız “şey, olgu, anlama”, yoksa bizim, farkında olmadan yaşamakta olduğumuz “ anların”, bir çeşit, “öte” şuur/ bilinç  kaydı mıdır!

Ve bu kayıt, son derece özge, has bir alan olup, bizi, diğer tüm “biyo” varlıklardan ayıran, bir yüksek anlam mıdır…

Aslında, yaklaşık 4 milyar yıldır, düzenli bir şekilde yinelenen ve bizim de, haliyle, gündüz ve gece diye ikiye ayırdığımız, gerçekte, çok basit bir gök olayına yaslanarak, dünyanın güneşin etrafında dönmesi, anlarımızı denetim altında tutmak için, kendimize fısıldadığımız bir şifre midir…

İhtimaldir, bilmiyoruz.

Zaman, galiba, insansoyunun, varoluşunu akletmeye başladığı(!) andan itibaren, düşündüğü temel olgulardan biri olsa gerektir.

Yine zaman, belkide bizden bağımsız bir şekilde, özge  yaşamalarının kayıtlarını, beynin, bir bölgesinde depolayıp, uygun dalga boylarının kıyıya vurduğu anlarda, özne tarafından, yani ben/biz, farkedilmesini de istiyor olabilir.

Alman düşünür HEGEL, gerçekte “” zamanın ruhu / zeit geist” derken, neyi anlamak istemiş olabilir’di…

Hatta bu anlamaya, rahmetli TANPINAR’ın, Bursa’da Zaman şiirini  ekleyebiliriz.

 

“Bir zafer müjdesi burda her isim:

Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim

Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın

Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın.

 

Çocukluğumun ilk yılları, doğduğum yer olan,  çok odalı, büyük dedemden kalma ev/konakta geçti. Elbette o “zamanları” hatırlamam mümkün değil. O evden ayrılıp, müstakil bir eve çıkılıp, ilkokula başladıktan sonra da,uzun süre, her fırsatta “ o eve” gidip, nenem BESİME HATIN’ın, renkli basma fistanı ile büyük başodada, bağdaş kurup, kimbilir, kaç bin yıllık(!) 99’ luğuyla, ağır ağır bana anlattığı, eski zaman hikayelerini dinlemek, büyük bir zihin faaliyeti, bir hayal kurma deposuydu. Neler düşünmezdim ki.

Hep “ o zamanları”,çocuk aklımla düşünür, olmadık hayaller kurar, düş ormanlarına girer çıkardım. Doyamadığım iki öykü vardı, bu “anlatıların” içinde… “ kaçkaç hikayeleri” ile Namrun yaylasına, motorlu taşıtların olmadığı “zamanlarda”, “” kiracılarla”, ortalama iki, belkide üç  günde gidilen, yayla göçleri.

Tarsus’ta, hep beklemişimdir. Kim, ne zaman, bu meşhur “” kaçkaç” olayını anlatacak, yazacak…

Yayla göçü de önemlidir ama, KAÇKAÇ, bir tarihin, akışının, neredeyse, güçlü kuvvetli bir düğümü değil midir !

Evimizin içinde, durmadan kitap okunmasından dolayı, kitap okumak-düşünmek- kendi payımıza tefekkür etmekten başkaca da, bir iş kalmıyordu bize.

Sokak oyunlarına katkımız az, kitap ilişkilerine, çok daha fazla.

Bir anlamda, zamanın “ bizdeki” akışı, TANPINAR’ın andığımız şiirindeki gibi; “” bir rüyadan arta kalmanın hüznü- içinde gülüyor bana derinden” ve o derinlikde, KAÇKAÇ hikayeleri, kiracılarla yapılan yayla göçlerinde, ağaç diplerinde yakılan ateşlerin kenarındaki, gece konaklamaları ve daha söylenmemiş ancak satır satır yaşanmış, nice hayallerin sakin yaşlılığı var olsa gerektir.

Besime Hatın’ın, sonsuz bir sabırla, tesbih eder gibi anlattığı bu hikayelerin içinde, büyük amcam (DR) ASIM Bey olmasa da, ( zamansız ölümü, ninemi çok etkilemiş olduğu söylenir de), onun hüznünün içindeki yalnızlık, bir başınalık, ya da yurt toprağına, sorgusuzca adanmışlığın rüyası, bana daima, şahin  bakışlı bir sessizlik gibi gelmiş, ASIM Bey,  kimbilir, kendini her sabah, gümüş simli bir fecrin(1), zafer aynasında görmeyi tahayyül(2) ettiğini düşündürmüştür.

(1) tan yeri ağarması…

(2) zihinde düşündürmek, hayal ettirmek…

 

Kimi insanın hayatında, bazı haller vardır. Bazı yürek çarpıntıları, içsel irtifalar; inişler, çıkışlar… Bunları sözcük sözcük anlatmak zor hatta kimileyin zor ötesidir de.

Kimbilir, belkide bu zorluk yüzünden, TİBETLİ rahipler, aylarca yüksek dağ koyaklarında, uzlete(3) çekilip, düşünürlermiş.

(3) ruhsal arınma…

Bizim TOROLARIMIZ, TİBET HİMALAYALARI kadar olmasa da, bizim için, emsalsiz doruklardır.

Bir zaman, şöyle birkaç dize yazdığımı anımsıyorum:

“ o bakan bana dağ mıdır

Gülümser başucumda dirilen defter

Zamanı ölümle nakışlayan hattat mıdır

Sonsuzluğa külüngü bedenim”…

( hattat: çok güzel, zarifane yazı yazan usta… külüngü: yaklaşık iki parmak kalınlığı, iki metre kadar uzunluğu olan, ucu sivri, büyük kayaları yarmaya yarayan el aleti…)

Dağlar, sonsuz bir sabırla göklere bakarlar. O halde, dağların sessizliklerinde saklı; gün,saat, mevsim… Çok şey olmalı, ötelerde…

Yani arayıp, bulmak üzere olmalıyız diyorum. Her aradığımızda bulamayabiliriz. Ama, o her an, sabrımızın da yenilendiğini farketmeliyiz.Manâdan, örtük maddeye, bitmeyen o gizil-saklı koşunun içinde olmak, sanki bir tanrı sesidir içimizde uğuldayan.

Kalem de, kâğıt da, serin hülyalar içinde akan çeşmeler gibi, o uğultuyu  bekler, yazıya kavuşmak için… Bu bölüm, gerçekten, çok samimi yürek dolusu “ihtilaçlar(4)” içinde yazıldı.

Siz, belkide zehir zıkkım uykularda, binbir çeşit rüyaların hapsinde, her rûyada başka bir dünyayı, başka bir yaşanmışlığı, ömrünüzün gözü, faltaşı gibi açılmış halde görüyorsunuzdur.  

Kalem sizi uyandırır, odanızda göremediğiniz hayaletler, sizinle konuşmak ister.

 Gözleriniz dalar, ufuklarda, düşe kalka, hatıra toplarsınız, farkında olmadan. Belli ki rahatsızsınız. Yatışmıyorsunuz.

Belkide bir türlü yatışamamanın, yürek dolusu çırpınışı… Nihayet, SAİT FAİK USTA, imdadınıza yetişir, size uzaklardaaaan seslenir: “ yazmasam ölebilirdim”…

 

(4) kasların, psişik olarak, istemsizce kasılması.     

 

 

 



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

    Bu Habere Henüz Yorum Yapılmamış..!



 
 HABERLER
 
TAVANARASI
ANATILARI 3

Tarih : 27.08.2026
Devamı...
 
 
TAVANARASI
ANLATILARI 3

Tarih : 27.08.2026
Devamı...
 
 
 
 MAKALELER
 
YENİ DÖNEM
ŞİİRİMİZ

Tarih : 1.11.2025
Devamı...
 
 
" SUYU ARAYAN ADAM" LAR 2
ÇOK ESKİ BİR GEÇMİŞE DAİR

Tarih : 21.09.2025
Devamı...
 
 
 
 GİYOTİN HAVUZU
 

SORUN NEDİR
BENCE

Tarih : 26.06.2026 |
Devamı...

 

ŞEYTAN BİLİM
VE AZGELİŞMİŞLİK

Tarih : 20.06.2026 |
Devamı...

 

PRF İLHAMİ GÜLER
TÜRK MÜSLÜMANLIĞI- AMERİKA SEVDASI

Tarih : 14.06.2026 |
Devamı...

 

DÜŞÜNÜYORUM DA
BAKIN NE DİYORUM

Tarih : 22.05.2026 |
Devamı...

 


 
 

 
 
ANASAYFA BİYOGRAFİ SIK KULLANILANLARA EKLE GİZLİLİK İLKELERİ İLETİŞİM


Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.

HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi | huseyinsungur.com © Copyright 2015-2026 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kullanılamaz.

URA MEDYA