ANASAYFA  |  ÖNERİ VE ŞİKAYET  |  İLETİŞİM

BİYOGRAFİ HABERLER MAKALELER GİYOTİN HAVUZU E-KİTAP
UZUN YOL YAZILARI | HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi
  KADROMUZ
 
UZUN YOL YAZILARI

24. PERDE

UZUN YOL YAZILARI

Yayla yollarında…2

“”Sevgili kardeşim TAHİR MİRİCİ için…”””

NAMRUN yazısı, ummadığım fakat şaşırmadığım bir ilgi ile karşılandı. Bana tutkuyla yazan takipçilerim, elbette biliyorum ki, en az benim kadar, NAMRUN tutkunu insanlardı.

Namrun yazılarının ilk bölümünü okuyan değerli bir takipçim, şöyle bir soru sordu… peki namrunun YAYLA gibi olması için, ne yapılmalı, ne yapılabilir. BU soruyu, ilerleyen cümlelerde yanıtlayacağız. Ancak şimdiden yazayım, pek de ümitli olmayın yazacakalrıma.

Bizim aklımız başımıza geldiğinde, Namrun’a iki otobüs çalışırdı. Reşat Mirici’nin KARA KARTALı ile RASİH DOKUYUCU’nun, FÜZE lâkaplı otobüsleri.

50’LİLİ yıllarda, sanırım, bir de ADİL DOKUYUCU’nun otobüsü varmış. Ona aklımız yetmiyor elbette.

Sanki bir de, TENEKECİ MAHMUD’un otobüsü de, varmış gibi dolanıyor belleğimde.

Bütün bunları, hilafsız, MİRİCİNİN TAHİR, çok iyi bilir, iyi de avcıdır TAHİR KARDEŞİM.

1960-75 arasında, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını yaşayan bizler için, NAMRUN’un yazları, sıra dışı bir yaşam kesitiydi.

Neden böyleydi diye düşünüp dururken, buldum. O zamanın Namrun’unda, bizim ev, Avcıoğullarının, (şimdi Kozacı almış orayı), Mirici Ömer’in evi, CUMAYAKASI mıntıkasının adeta vahşi doğası diyebileceğim bir kesitinin kenarındaydı. Dolayısıyla, bir anlamda bizler, vahşi doğayla içiçeydik. Arka bağa bakan orta salonun pencereleri açıldığında, karşı yamaca doğru yürüyen bir bağ, yarısı üzüm ve diğer meyveler, ardından da, doğanın kendi halinde yetiştirdiği çalılık- bodur ve yüksek ağaçlar vardı ve bu da insana, sanki iki dünyanın arasında kalmışlık hissi verirdi.

Bağı geçip, yukarıya yani ZEVZEK tepesine o yamaçtan çıkmak, başlı başına doğa savaşı idi. Arada ayakkabınız kayar, bir çalıya tutunursunuz. O arada, çalı, parmaklarınızı satır satır çizer. Nihayet bir kekik dalına sarılır, durursunuz.

Kekik de kokar yani.

 Evlerimizin bu özel konumu, muhtemelen benim gibi bir doğa düşkününün, hayal gücüne neler neler katmıştır.

 

Ancak şunu da itiraf edelim ki, bizim hissettiğimiz güzel duyuların dışında, Namrun’da, hoş olmayan işler de olurdu.

Nedir bu işler!

Cumayakası yokuşunun hemen hemen orta yerinde, ÇAMLIKAHVE denen bir yerde, engerek Yaşar’ın, tenekeci Mustafa abi ile beraber işlettiği , Şadi Bey’in evinin dip tarafında da, Lülü Tahsin’in kahvesi vardı.

Her iki kahvede de, sabahtan akşama kadar, neredeyse nefes alıp vermeden, “” oyun” oynanırdı. Yani basbayağı kumar.

Tahsin’e neden LÜLÜ denirdi.

Ara ara oturduğu oyun masasında, oyunu aldığında, kahvenin damına çıkar, alabildiğine “” LÜLÜ” çekerdi, usta elleriyle. Gerçekten de, uzakça evlerden dahi duyulurdu TAHSİN’in LÜLÜSÜ.

Bu LÜLÜ, diğer taraftan da, oyun oynamaya gelmeyenlere de, bir nevi, çağrı- davet tahriği olarak görülmelidir.

Şimdi,elektiriğin olmadığı zamanlara gidiyoruz. Elektirik, sanırım, 1974 ya da 75 gibi gelmişti  NAMRUN’a… MİRİCİ TAHİR, çok daha iyi hatırlar. Cumartesi günleri, ikindine doğru, hemen hemen bir çok mahallede, “” hamamlar”” yakılırdı. Neden. Çünkü evin “ babası”, şehirden yaylaya gelecek, yıkanıp paklanacak, belkide… neyse… geçelim.

O yüzden, Pazar günü ikindine kadar, kimse kimseye, kolay kolay “misafirliğe” gitmezdi.

Cumartesi akşama doğru, “” mantızlar” yakılır, kimisinde gazocakları, kimisinde de “bütangazlı” ,( yani LPG li  ocaklar), ocaklar, ufaktan ufaktan, aşı ekmeği hazırlamaya başlarlardı.

Akşam saat “9” sularıdır. Özellikle bizim mıntıka, CUMAYAKASI, daha vahşi doğası  olduğundan olsa gerek, bazı “ eşraf” , başlar, ufak ufak tabanca sıkmaya.

Bu sıkmaları bekleyen, öyle meraklılar vardı ki, inanın, kimi silahların, KİME ait olduklarını, cinsini- cibiliyetini vs bilirlerdi.

Kozacının 9lusu…

Koçoğlunun belçikası.

Hacıkurdun almanı.

Derken, gözlere bir yorgunluk iner, gövdeler, için için yatağı çekmeye başlar. Da, atışlar durmamıştır. Ağır bir eşraf, adeta “tamam, yeter artık” der gibi, hiçbir zaman görmediğim, ağır bir silah olduğunu düşündüğüm, UMMAN denilen bir cins tabanca ile bauuuvvv diye bir el ateş eder.

Takiben, diğer küçük silahlar, tek tük de olsa, atışa şayet devam ediyorlarsa.

UMMAN sahibi, sanki, “” ben size demedim mi, kesin ateşi” der gibi, bu kez UMMANIYLA, birkaç el ateş eder’di.

Tam o an, CUMAYAKASI, vahşi sessizliğine bürünür, “LÖKÜSLER”, ağır ağır sönmeye başlardı. Sofalarda, sadece fitilli gaz lambaları kalırdı.

“ löküs” dedim de… o zamanlar eviçi aydınlatmalar, ilginç bir lamba ile sağlanırdı.

İpek  bir tül gibi, silindirik bir gömlek. Yaklaşık 5 parmak uzunluğunda. Lambanın ortasında, dairemsi bir çıkıntıya, kendi ipliği ile bağlanır.

Yuvarlak cam muhafazasının koruduğu alanda, ispirto konacak bir yuva, yakılır, ipeksi tül, ısındıkça, ışıl ışıl parlar.

Sonra, habire pompalarsın “löküsü”… evlerin maddi durumuna göre, birden fazla LÖKÜSÜ olan da vardı…devam edecek…

 

 



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

    Bu Habere Henüz Yorum Yapılmamış..!



 
 HABERLER
 
UZUN YOL YAZILARI
24. PERDE

Tarih : 14.08.2026
Devamı...
 
 
QUO VADIS
TÜRKİYEM

Tarih : 13.08.2026
Devamı...
 
 
 
 MAKALELER
 
YENİ DÖNEM
ŞİİRİMİZ

Tarih : 1.11.2025
Devamı...
 
 
" SUYU ARAYAN ADAM" LAR 2
ÇOK ESKİ BİR GEÇMİŞE DAİR

Tarih : 21.09.2025
Devamı...
 
 
 
 GİYOTİN HAVUZU
 

SORUN NEDİR
BENCE

Tarih : 26.06.2026 |
Devamı...

 

ŞEYTAN BİLİM
VE AZGELİŞMİŞLİK

Tarih : 20.06.2026 |
Devamı...

 

PRF İLHAMİ GÜLER
TÜRK MÜSLÜMANLIĞI- AMERİKA SEVDASI

Tarih : 14.06.2026 |
Devamı...

 

DÜŞÜNÜYORUM DA
BAKIN NE DİYORUM

Tarih : 22.05.2026 |
Devamı...

 


 
 

 
 
ANASAYFA BİYOGRAFİ SIK KULLANILANLARA EKLE GİZLİLİK İLKELERİ İLETİŞİM


Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.

HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi | huseyinsungur.com © Copyright 2015-2026 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kullanılamaz.

URA MEDYA