ANASAYFA  |  ÖNERİ VE ŞİKAYET  |  İLETİŞİM

BİYOGRAFİ HABERLER MAKALELER GİYOTİN HAVUZU E-KİTAP
KOZA SICAĞI 1 | HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi
  KADROMUZ
 
KOZA SICAĞI 1

ANILAR&ACILAR

KOZA SICAĞI

1

“ anılar,acılar”…

O zamanlar hep öyle olurdu. Ovada, çoğunluk pamuk ekilir, zaman zaman da buğday ekildiği de olurdu. Ne kadar uzun yıllar geçmiş olsa da, o günleri düşünmemek mümkün değildir, hatırlarımın dürtüsü içinde.

Köyü, daha doğrusu şimdi dümdüz tarla olan çiftliğimizi ilk düşündüğümde, gözlerimin önüne, mibzerlerimiz, enter traktörlerimiz, paletli hanomag ve ille de camızlarımız geliyor.

Mibzer, pamuk ekilirken, mutlaka kullanılan, sağlı sollu kovalarına tohum konan, ortasında kullanıcı oturağı,her iki yanında da, iner kalkar kollarının ucunda, iç bükey disklerin olduğu, bu şekilde ekim esnasında, düzenli hat çizgileri süren, mekanik ekleri olan, olmazsa olmazımız.

Her fırsat bulduğumda, mibzerlere çıkar, oturağa yerleşir, ekipman motorsuz olmasına rağmen, çocuk aklı işte, hayali bir direksiyon icadeder, bağıra çağıra mibzer sürerdim.

Beş yaşında mıydım, belkide altı. Tam hatırlayamıyorum, işte o arada bir şey.

Mibzer dediğime bakmayın, ondan daha fazla heyecanı, kolçakla çalıştırılan “gazlı enter” traktörlerde bulmuşumdur. O ne büyük keyf, heyecandı®… ilk zamanlar direksiyona, motorcu Topal Habib’in yardımı olmadan çıkamazdım, itiraf etmeliyim.

Şu an oturduğum ev, dağlara, dağların sessizliğine yakın sayılmaz. Ama çevrenin sessizliğine kefilim.tek tük gelen motor sesleri de olsa. Bu sessizliğin içinde, kendinizi kendinize bırakıp, uzun yolculuklara çıkabilirsiniz. Bu yolculuktan korkmayın. Yalnızca kendinize rastlayacaksınız. Önceki kendiniz, size,mutlaka gerçeği, olanca açıklığıyla anlatacaktır. Bu açıklık, sizi belki rahatsız edebilir. Artık o kadarına da dayanmalısınız.

Ben, öyle yapabiliyorum. İki günden beri, can yakan sıcaklar içindeyim. Bu sıcaklar bana, o vakitki KOZA SICAKLARI’nı anımsattı. Toplumların yaşamlarında, bazı mevsimsel döngüler vardı ki, unutulmamalıdır.

İçimde saklı duran duygu veyahut anı tomarı,her yaz, ağustos ayının ortalarında kendini gösterirdi. O yıllar aslında unutulmaz yıllar sayılmalıdır. Şehir esnafı, özellikle ikindine doğru, neredeyse her yarım saatte bir, dükkanının önünü sulaması, mendilini az da olsa ıslatıp, “V” harfi gibi ikiye katlayarak, ensesine yayıp, çene altında düğümlemesi, saçlardan enseye damlayan ter damlaları mücadelesiydi.

Evlerde, sivri sinek savaşları, hayatımızın başka bir sayfasıydı. Bununla iki türlü mücadele edilirdi…

Damları müsait olan evler, mutlaka CİBİNLİK denen, dört köşe kutu gibi koruma örtüsünü, damdaki yataklarının, dört köşesine, bu örtüyü direyecek tahta dikmeleri çakar, bağlarlardı.ya da yaylaya, Namrun’a gidilirdi.

O dönemde şehir, adeta, yarı yarıya boşalırdı. Fakat bir türlü anlamadığım nokta şu ki, sivri mücadelesinde, neden bir çok “ EV, bizim gibi pencere teli çerçevesi yaptırmayı düşünmezdi.

Biliyorum, bu satırları okumakta olan bir çoğunuz, bir an önce, KOZA SICAĞI’nı anlatmamın merakını yaşıyor olabilirsiniz.

O sabırsızlığı anlayabiliyorum ama bir süre daha beklemeniz gerekecek.

Sanırım bugün, yaşı 50 ve üzeri olanlarımızı, KOZA SICAĞI derken, nasıl bir sıcak kastettiğimi, iyi anlar ve az da olsa, gözleri nemlenir, kayıp ufuklara doğru, bakıp, dalar gider.

Evet, KOZA SICAĞI, bir kentin farkında olmadığı, kaydını bir türlü tutmadığı,yaşamında çok önemli bir mevsim+ üretim hallerine damga vuran zamandır.

 Bu ülkede bir çok kent gibi, bizim kentimiz de, geçmişine ustalıkla unutkandır.

Bir kaç kişi anca, elden geldiği kadar , eski yaşanmışlıkların bilgilerini muhafaza etmeye gayret etmektedir.

Ama bunun yeterli olmayacağı, çok açık değil midir!

Mesele, Tarsus hummusu, kuş gözü lâhmacunu, kebabı, şalgamı değildir, olmamalıdır.

Düne kadar, bu kentin ortalama geçimi neydi, nasıl sağlanırdı diye, uzun uzun düşünmek gerekmez mi!

Bu kentin kırsalının üzerinden, silindir gibi geçen, PAMUKTA, beyaz sinek faciasını anlamak, başta gelen görevlerimizden olmamalı mıydı!

Biz, pamukçular, yıllarca bu illetten kan kusmadık mı…

Göremediğim bir yerde, o zaman, bu illetle mücadele için, herhangi bir gayret var mıydı! Hatırlamıyorum…

Hatırladığım “ traji komik” mücadele, köylerde, kazanlarda şeker kaynatılıp, birer metrelik sopalara, çaput bağlayıp, kazandaki şekere yedirerek, tarlanın belli yerlerine bu “şireli sopaları” dikmekti.

Beyaz sinek, nedense bu “şireli” çaputlara, deli gibi geliyordu, hepsi bu.

Romancı SADRİ ERTEM’in, anadoludaki el dokuma tezgahlarının kadersiliği ile ilgili, enfes bir eseri vardır: ÇIKRIKLAR DURUNCA…

Biz de TARSUS, için, “” çırçırlar durunca” odaklı bir kitap, yazamaz mıyız…

Yıl 1984, ağustos, Tarsus’ta , 63 tane ÇIRÇIR var.

Bugün 24 ağustos 2026…

Memlekette çırçır var mı!

Bu kahrolası gerçek, neden bu topraklarda KİMSELERE bir şey ifade etmiyor….

 



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

    Bu Habere Henüz Yorum Yapılmamış..!



 
 HABERLER
 
KOZA SICAĞI 1
ANILAR&ACILAR

Tarih : 24.08.2026
Devamı...
 
 
BIKKINLIK VE
BİTMEYEN YALANLARIMIZ 1

Tarih : 23.08.2026
Devamı...
 
 
 
 MAKALELER
 
YENİ DÖNEM
ŞİİRİMİZ

Tarih : 1.11.2025
Devamı...
 
 
" SUYU ARAYAN ADAM" LAR 2
ÇOK ESKİ BİR GEÇMİŞE DAİR

Tarih : 21.09.2025
Devamı...
 
 
 
 GİYOTİN HAVUZU
 

SORUN NEDİR
BENCE

Tarih : 26.06.2026 |
Devamı...

 

ŞEYTAN BİLİM
VE AZGELİŞMİŞLİK

Tarih : 20.06.2026 |
Devamı...

 

PRF İLHAMİ GÜLER
TÜRK MÜSLÜMANLIĞI- AMERİKA SEVDASI

Tarih : 14.06.2026 |
Devamı...

 

DÜŞÜNÜYORUM DA
BAKIN NE DİYORUM

Tarih : 22.05.2026 |
Devamı...

 


 
 

 
 
ANASAYFA BİYOGRAFİ SIK KULLANILANLARA EKLE GİZLİLİK İLKELERİ İLETİŞİM


Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.

HÜSEYİN SUNGUR | Resmi Web Sitesi | huseyinsungur.com © Copyright 2015-2026 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kullanılamaz.

URA MEDYA